Pages

Ads 468x60px

19 Ocak 2008

Murat

Alçak Murat blog yazmaya başlamış. Hem de ne güzel yazıyo, sinir oldum, feci kıskandım. Kaçırmayın, mutlaka okuyun. Umarım çoğu insan gibi bir süre sonra sıkılıp bırakmaz, bizi yazılarından mahrum etmez. Hastasıyız hem kendisinin hem de yazdıklarının.

Hayatımın aşkı

Herhalde insanı en mutlu eden şeylerden birisi, hayallerinin gerçeğe dönüşmesidir :)
Umut, çok sağol abi. Sen olmasan ben bu gitarı rüyamda görmeye devam ederdim herhalde...

17 Aralık 2007

Arthur C. Clarke

Bilimkurgunun "3 Büyükleri"nden olan Arthur C. Clarke, dün 90 yaşını devirmiş. Allah daha uzun ömür versin diyoruz. "3 Büyükler"in diğer ikisini merak edenler için yazayım; Robert A. Heinlein ve Isaac Asimov. Bu üçünün kitaplarını okumaya cidden doyum olmaz.

Şimdi bu haberi okuyunca, bilimkurgu sevdamın nasıl başladığını daha önce yazmadığımı farkettim. Kaç yaşındaydım acaba, ortaokulda falandım herhalde, Alanya'da tatildeyken yanımda götürdüğüm kitaplarım bitti. Ben de çıkıp o zaman küçük bir kasaba olan Alanya'da kitapçı aramaya başladım. Şimdiki Alanya nerdeee, sadece ufak bir kırtasiyede bir miktar kitap satıldığını görüp içeri daldım. Kitaplardan birisi bir Asimov kitabıydı; "Galaksi Şeytanları". Yazarı daha önce hiç duymamıştım ama kitap ilginç geldi. Kitabı alıp eve geldim ve su gibi okuyup bitirdim. Nasıl bir keyif almıştım, kelimelerle ifade edilemez...

Ankara'ya döndükten sonra ilk işim Kızılay'da kitapçıları ve sahafları gezip Asimov kitapları toplamak oldu. Eve torbalar dolusu kitapla dönüp odama kapanıp hepsini okudum. Asimov'lar bitince diğer bilimkurgu yazarlarını keşfe çıktım. Artık sahaf gezmek benim için en eğlenceli aktivitelerden birisi olmuştu. Hele başka bir şehirdeysem ve bir sahafa rastlamışsam, oh, değmeyin keyfime. Özellikle küçük yerlerdeki sahaflarda ne hazineler keşfettim bilemezsiniz. Böyle yıllarca uğraşa didine 1953'den beri ülkemizde yayınlanan hemen her bilimkurgu kitabını kütüphaneme kattım ve kendiliğinden muhteşem bir kolleksiyon ortaya çıktı. Herhalde hayatımda en gurur duyduğum şeylerden birisidir bu kolleksiyon.

Vay be, bir doğumgünü haberi insanın aklına neler getiriyor, bir dolu anıyı nasıl da canlandırıyor.

Akşam eve gidince şu kitaplarımı bi sevip okşayayım en iyisi, özledim aniden kerataları.

05 Aralık 2007

Sinir olduğum şeyler

1- Scart soketi. Gerizekalı bir Fransızın akıl ettiği ve sonra standart olan bu soket bir türlü oturmaz yerine, kolayca hasar görür, deli eder beni deli! Sırf bu yüzden Fransızlara kılım!

2- Eline bir cd kutusu alınca direk açıp, içindeki cd'yi çıkarıp arkasına bakanlar. Olm niye yapıyosunuz lan bunu? Gözünüzde lazer mi var, o cd'yi çıkarıp arkasına bakınca ne görmeyi umuyorsunuz??? Hasta mısınız ya?!

3- Kafası çalışmayan insanlar. Hele ki bu insanların saçma muhabbetini dinlemek zorunda kalmak. Allahım tam bir işkence!

4- Trafikte hayvanlaşanlar. Olm deli misiniz, gideceğiniz yere 3-5 dk geç gitseniz, yayalara yol verseniz, sarı ışıkta kornaya asılmasanız, direksiyon başında insanlığınızı kaybetmeseniz ölür müsünüz? Nedir?

5- Birkaç kuruş için herşeyi yapan dolmuş şoförleri. Hele bir tanesi var ki, arada denk geliyorum, bir insanın suratından kötülük akar mı kardeşim? Bundan akıyor işte!

6- Güzel şehrim Ankara'yı yaşanmaz hale getiren belediye başkanı Melih Gökçek.

28 Kasım 2007

Efes Blues Festivali

Bu sene 18.si yapılan festivale, 2.sinden beri giderim. Arada sadece bir kez, Bilkent'te yapıldığı sene gitmedim. Ve ilk kez bu sene konsere yarım saatten biraz fazla dayanabildim ve çıktım. İlk çıkan amcanın ben içeri girdiğimde "Ain't no sunshine when she's gone" çaldığını duyunca kulaklarıma inanamadım. Daha sonra gitarından garip sesler çıkarıp sahnede dans bile diyemeyeceğim şekilde sekerek yürürken insanların delice amcayı alkışlaması beni iyice bitirdi, sabrımın sınırlarını lobide bira içerek zorlarken artık kalabalığa da dayanamaz hale gelince çıktım konserden. Artık bir daha gider miyim, bilemiyorum. Gençliğimizde çok eğlendik bu festivallerde ama artık bizden geçmiş sanırım.

Yippee-ki-yay Motherf*cker!

Sonunda Die Hard'larin dördünü birden içeren bir dvd box-set çıktı. Oh be! Artık evde rahatça yayılıp istediğim zaman Die Hard keyfi yapabilirim. Şöyle oturup sıradan izleyince farkettim ki, favorim üçüncü filmmiş. Hepsini eşit derecede seviyorum sanıyordum, yanılıyormuşum meğerse. Yürü be McClane, kim tutar seni!

05 Ekim 2007

Dean From Hell


Birkaç ay önce yine müzik damarım kabardı ve bir Cort X5 ile Randall Microcube alıp çalmaya başladım. Çok özlemişim, o yüzden arada çalmayı bıraktığım zamanlara üzüldüm. Ama çok da hamlamamışım, ona da sevindim.

Yukarıdaki gitar ise hayallerimi süsleyen, hatta rüyama giren (cidden) gitar. En sevdiğim gitarist olan Dimebag Darrell'in (R.I.P.) kullandığı Dean From Hell. Bu gitara bayıldım, kudurdum, delirdim. Ancak cennet vatarımda US fiyatının 2 katına satıldığını ithalatçısından öğrenince bu sefer başka türlü delirdim.

Dean From Hell, umarım bir gün bir şekilde kavuşacağım sana.
Bekle beni.

12:01

Nihayet. Bu filmin dvd'sinin çıkmasını o kadar uzun süredir bekliyordum ki. Sonunda çıktı ve anında Amazon'dan sipariş verdim. Ah gelse de izlesem.

İlginçtir, bazı filmler çok garip etkiliyor beni. Tekrar tekrar izleyesim geliyor, her seferinde de mutlu oluyorum. 12:01 de onlardan birisi işte.

Hadi Postacı Amca yaaa, hadi yaaa, ufff...

29 Ağustos 2007

Bulmaca

İki resim arasındaki 6 farkı bulunuz.

19 Ağustos 2007

Ağırlık Merkezi

Moda, insanın kendisine yakışanı yemesidir.

Çok kilo aldım yine yaaa...

15 Ağustos 2007

Emin Çölaşan

Her sabah ilk yaptığım işlerden birisi Emin Çölaşan'ı okumaktı. Bugün Hürriyet'ten kovulduğunu öğrendim. Zaten geçen hafta yazması gereken bir gün gazetede yazısı çıkmayıp, ertesi gün kendisi de bir açıklama yapmayınca "garip bir durum" diye düşünmüştüm. Demek ki bu kovulma olayının ayak sesleriymiş.

Medyanın seçimden sonra başlayan AKP yalakalığının son noktası bu oldu, daha neler göreceğiz bakalım.

Bu adreste Çölaşan'ın son yazısını okuyabilirsiniz. Yazıdaki dergi kapaklarını dikkatlice incelemenizi tavsiye ederim.

En kısa zamanda yazılarına kavuşmayı diliyorum.

12 Temmuz 2007

Live Blogging

Efenim, "Live Blogging" kavramını ilk duyduğumda "a-ha! bunu ben de yapmalıyım!" demiştim, kısmet bugüneymiş.

"Live Blogging" blog sayfaniza o anda yasadiginiz bir olayi sizi okuyanlara aninda, gercek zamanli olarak aktarmak demekmiş.

Şu anda Kaş'da bir plajda, arkadaşımın dizüstü bilgisayarını kullanıyorum. Üzerimde sadece bir mayo, yanimda buz gibi bir Efes, sıcak ama hafif esintili bir hava, monitorun hemen ustunde sadece gözlerimi oynatarak gorebildigim deniz ve bir dolu arkadasla beraber keyifli bir tatil suruyorum. Tek keyifsiz olan su anda karsimda kendi bilgisayarinda proje cizen Secil, oflayip pufluyor surekli, ehehhe. (bunlari yazdigimi soyledigimde "kafani kirmak istiyorum senin!" dedi, hihihihi)

Bir geek icin cehennem, internet'ten uzak kalmaktir (bu benim lafim, tarihe gecsin lutfen). Haliyle tatilin Alanya ayaginda internet'ten uzak kaldigim icin biraz keyifsizdim ama su anda xbox360fanboy.com adresinde son E3 haberlerini okudum, keyfim yerinde. Tek derdim msn'i actim ama baglanti rezil oldugu icin insanlara attigim mesajlar yerine ulasmiyor.

"Bi dolu arkadas" derken bu sene tatilin Kaş ayagina 16 kişi geldigimizi eklemek istiyorum. Ankara'da surekli gorustugumuz ve kafa dengi bir dolu arkadasla beraberim yani. Kaptan, Toros, Secil, Doktor, Pınar, Baler, Aslı, Bahadır, Sibel, Ali, Özge, Cengo, Tora Bora, Toğkan, Ceyda ve bendeniz. Geçen seneki kadroya gore bayaa bi genislemis durumdayiz anlayacaginiz.

Bu yaziyi bitirdikten sonra birami bitirip, koşarak denize dalicam. "of puf" diye (deniz yatagi olmadigi icin) 5 dk sonra yorulup geri ciktiktan sonra yeni bir bira soyleyip ya kitabima gomulucem ya da okey oynamak icin birilerini ayarticam.

Sonuc olarak, tatil güzel şey be!

26 Haziran 2007

Dut

Dut bence yeryüzündeki en kaprisli, en kendini beğenmiş meyvedir. Kaprisli olma hakkını muhteşem tadından alır zaten. Kendi canı istediği zaman birkaç haftalığına gelir ve sonra çeker gider. O olmadığı zaman canınız çekmiş, özlemişsiniz, hiiiiç umrunda olmaz. Elma gibi şerefsiz ve yalaka bir meyve değildir yani, her zaman bulunmaz.

O yüzden şu aralar yediniz yediniz, yoksa seneye kadar beklersiniz.

Doğada doğru çizgi

Efendim, adını hatırlayamadığım bir Profesör, "Doğada kusursuz bir doğru (çizgi) yoktur, doğruyu insan yaratmıştır" buyurmuş. Bir süre önce bir yerlerde okumuştum.

Valla övünmek gibi olmasın ama kendimde sevdiğim çok az özellikten birisi (hemen hiçbir özelliğimi sevmem aslında), söylenenleri olduğu gibi hemen kabul etmemektir. Önce bi tartmak, düşünmek, mantık süzgecinden geçirmek, daha sonra gerekirse kabul etmek lazım.

Haliyle böyle iddialı bir laf üzerine bir süre düşündükten sonra doğada tek bir doğru çizgi olmadığına inandım. Çünkü 3 tane kusursuz doğru bulmuştum;

1- Bulutların arasından sızan ışık demeti. Işık düz bir hatta ilerledigi için sınırları kusursuz bir doğrudur.
2- Bir örümceğin bir yerden diğerine çektiği gergin bir tel ağ. Gergin olduğu sürece bir doğrudur.
3- Gece gökyüzünde atmosfere giren bir meteorun arkasında bıraktığı çizgi bir doğrudur.

Aklıma başka gelmedi, siz bulursanız yazın, öğrenelim.

Profesörün adını sanını ya da yazıyı nerde okuduğumu bi hatırlasam e-mail atıcam ama yok maalesef. "Kardeşim kahvede okey oynarken muhabbet etmiyorsun, bi düşün taşın, ondan sonra konuş akademik camiada!" diycem ama Amerikalı Profesör nerden bilsin kahvede okey muhabbetini.

Hayko Cepkin

Geçen hafta hastalanıp birkaç gün evde yattım. İnsan hasta olunca birşey yapası gelmiyor. O yüzden tv açık, ben uzanmış durumda ve karşımda her geçen dakika büyüyen kullanılmış selpak yığınına, bir bahar öğleden sonrası çimenlere uzanıp bulutların şeklini birşeylere benzetmeye çalışan çocuk edası ile bakarken, bir yandan da zapping yapıyordum. Dream TV'de Hayko Cepkin canlı performansına denk geldim. Daha önce bu elemanla herhangi bir alakam olmamıştı, evimin dibindeki Overall'da ve Beytepe'de dersimin olduğu bir akşam konserler vermesine rağmen gidip izlemek aklımın ucundan bile geçmemişti.

Fakat o akşam, sonradan 2. albümünde olduğunu öğrendiğim şarkıları söylemeye başlayınca (toplamda 6 parça dinledim) gözlerim ve kulaklarım hemen açıldı. Ve geçenlerde uzun zamandan beri ilk defa bir yerli albüm aldım.

Özellikle müzik gibi bir konuda önyargılı olmamak lazımmış demek ki. Hayko Cepkin'in ilk albümünü bilemem ancak biraz heavy metal altyapınız varsa, ikinci albümüne bir şans verin derim. (Heavy metal mi? Hayko Cepkin mi? Evet, doğru.)

Müzik demişken, bu aralar Underworld, Daft Punk ve Groove Armada geldi/geliyor İstanbul'a ve ben hiçbirine gidemedim. Tüh be.

07 Haziran 2007

İsviçre

4 günlük İsviçre Open dart turnuvası gezisi gayet keyifli geçti, sağ sağlim gittik geldik. Geçen sene katıldığımız Macaristan Open'a göre çok daha sert bir turnuvaydı. TV'de izlediğimiz, Lakeside'da oynayan en az bir düzine adam vardı. Gezinin benim için en güzel taraflarından birisi elbette bol bol Smirnoff Ice içebilmekti (hastasıyım). Sonuç olarak dart güzel, Zurih güzel, Smirnoff Ice güzel, yine gelecek ben.

Oh be!

Son final ile nihayet dönem sona erdi. En zor derslerin olduğu, en sıkıcı, en yorucu, en bayık ve herşeyin "en"i bir dönemi sağ sağlim, tüm derslerden geçerek atlattım.

Ha gayret, sadece 1 dönem kaldı...

Fallout 3 teaser

Yaşasın! İlk Fallout 3 teaser çıktı nihayet! Oyun 2009'da gelir diye bekliyordum ama 2008 Sonbahar diyor teaser'ın sonunda.

Bunu bile izlediğimde tüylerim diken diken oldu, oyun çıkınca oturur ağlarım herhalde...

Bethesda'nın hastasıyız!

23 Mayıs 2007

Ulus

Dün akşam Ulus'daki patlamayı öğrenip tv'de görüntüleri izleyince herkes gibi benim de moralim fena bozuldu.

Şuna kimse dikkat etti mi bilmiyorum, patlama cumhuriyetin kurulduğu ilk meclis binasına yaklaşık 100-150 mt kadar uzaklıkta oldu. Cumhuriyet kurulurken başta Mustafa Kemal olmak üzere o mecliste olanlar acaba sene 2007 olunca ülkenin bu hale gelebileceğini hiç akıllarından geçirmişler midir.

Ne kadar acı bir durumdayız aslında.

01 Mayıs 2007

Oku len!

Medyada bir 367 tartışmasıdır gidiyor, şu aralar sürekli CHP'nin Anayasa Mahkemesi'nde açtığı dava konuşuluyor. Birçok yerde "ne olur?", "nasıl?", "kim haklı?", "hö?" gibi anketler var.

Öyle büyük çaplı bir anket yapma imkanım olsa, insanlara direk şunu sorardım; "Bu tartışma ortaya çıktığında, Anayasa'nın ilgili maddesini açıp okudunuz mu?"

Yapılacak iş sadece Google'a Anayasa yazmak, gelen ilk TBMM linkine girip 102. maddenin 3. paragrafını okumak. Kısacık bişey zaten. Toplamda 2-3 dk. alacak bir eylem.

İnsanlar okumadan düşünmeye çalışıyorlar, o yüzden boş konuşuyorlar, ortaya saçma sapan fikirler atıyorlar. Ben de kendilerine acıyarak ve üzülerek bakıyorum.

Bazen insanlara bir Kadir İnanır edasıyla "Oku len!" diye bağırıp bi tokat (şak!) atmak istiyorum.
 

Sample text

Sample Text

Sample Text

Kendi halinde, sıradan, hayatın koşturmacası içinde yuvarlanıp giden, çocuk ruhlu ve hiç büyümek istemeyen bir adam burada içini döküyor...