NASA, Phoenix'in Mars'da buz bulduğunu resmen açıkladı. Gerçi orada olduğunu neredeyse biliyorduk ama artık kesinlikle eminiz.Şimdi buz olduğuna göre, Mars'da biraz peynir ve kavun da bulunursa, rakıları kapıp rahatça gidebiliriz oraya artık.
blog kılıçtan keskindir.
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
En sevdiğim aktör olan Bruce Campbell'in yeni filmi. Çok uzun zamandır bir film için bu kadar heyecanlanmamıştım. Heyecanla bekliyorum, lütfen gelsin artık, dayanamıyorum! Eğer daha önce Bruce Campbell'ın herhangi bir filmini izlemediyseniz, çok ayıp çok. Hele Evil Dead 2'yi izlemediyseniz, daha ciddi bir ayıp. Bir insan nasıl Evil Dead 2'yi izlemez ya! Yazık valla...
Bu tür aletlerin para tuzağı olduğunu düşünürdüm her zaman. Fakat evdeki sigara dumanı ve kokusu artık rahatsız edici boyutlara ulaştığından (final döneminde biraz abarttım sanırım) bir arkadaşın tavsiyesiyle Tchibo'dan bu aleti aldım. Kendisi şu anda evin en saygı duyulan ve sevilen cihazlarından birisi. Salonda ne duman ne de koku kaldı, hava sürekli mis gibi. Keşke daha önce bulup alsaymışım bu cihazı. Eğer sizin de evinizde benzeri sorunlar varsa iyonize hava temizleyicilere bir şans verin derim.
Alçak Murat blog yazmaya başlamış. Hem de ne güzel yazıyo, sinir oldum, feci kıskandım. Kaçırmayın, mutlaka okuyun. Umarım çoğu insan gibi bir süre sonra sıkılıp bırakmaz, bizi yazılarından mahrum etmez. Hastasıyız hem kendisinin hem de yazdıklarının.
Bilimkurgunun "3 Büyükleri"nden olan Arthur C. Clarke, dün 90 yaşını devirmiş. Allah daha uzun ömür versin diyoruz. "3 Büyükler"in diğer ikisini merak edenler için yazayım; Robert A. Heinlein ve Isaac Asimov. Bu üçünün kitaplarını okumaya cidden doyum olmaz.
1- Scart soketi. Gerizekalı bir Fransızın akıl ettiği ve sonra standart olan bu soket bir türlü oturmaz yerine, kolayca hasar görür, deli eder beni deli! Sırf bu yüzden Fransızlara kılım!
Bu sene 18.si yapılan festivale, 2.sinden beri giderim. Arada sadece bir kez, Bilkent'te yapıldığı sene gitmedim. Ve ilk kez bu sene konsere yarım saatten biraz fazla dayanabildim ve çıktım. İlk çıkan amcanın ben içeri girdiğimde "Ain't no sunshine when she's gone" çaldığını duyunca kulaklarıma inanamadım. Daha sonra gitarından garip sesler çıkarıp sahnede dans bile diyemeyeceğim şekilde sekerek yürürken insanların delice amcayı alkışlaması beni iyice bitirdi, sabrımın sınırlarını lobide bira içerek zorlarken artık kalabalığa da dayanamaz hale gelince çıktım konserden. Artık bir daha gider miyim, bilemiyorum. Gençliğimizde çok eğlendik bu festivallerde ama artık bizden geçmiş sanırım.
Sonunda Die Hard'larin dördünü birden içeren bir dvd box-set çıktı. Oh be! Artık evde rahatça yayılıp istediğim zaman Die Hard keyfi yapabilirim. Şöyle oturup sıradan izleyince farkettim ki, favorim üçüncü filmmiş. Hepsini eşit derecede seviyorum sanıyordum, yanılıyormuşum meğerse. Yürü be McClane, kim tutar seni!

Nihayet. Bu filmin dvd'sinin çıkmasını o kadar uzun süredir bekliyordum ki. Sonunda çıktı ve anında Amazon'dan sipariş verdim. Ah gelse de izlesem.
Her sabah ilk yaptığım işlerden birisi Emin Çölaşan'ı okumaktı. Bugün Hürriyet'ten kovulduğunu öğrendim. Zaten geçen hafta yazması gereken bir gün gazetede yazısı çıkmayıp, ertesi gün kendisi de bir açıklama yapmayınca "garip bir durum" diye düşünmüştüm. Demek ki bu kovulma olayının ayak sesleriymiş.